<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>CetYeri &#187; Biyografi</title>
	<atom:link href="http://www.cetyeri.com/category/biyografi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cetyeri.com</link>
	<description>Sohbet Platformu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jul 2010 12:05:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Uğur Dündar &#8211; Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/ugur-dundar-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/ugur-dundar-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 01:30:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Dündar Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Dündar Hayatı Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[
1943 Yılında İstanbul Kanatlarımın Altında’da doğan Uğur Dündar, lise eğitimini Vefa Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimini ise, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nü yapan Dündar, 1970 yılında TRT’nin açtığı sınavları kazanarak televizyon prodüktörü ünvanıyla göreve başladı.
Gene 1970 senesinde İngiltere’de BBC’nin “Televizyonda Yapım-Yönetim” kursuna katıldı. Türkiye’ye döndükten sonra TRT’de; yapımcı, yönetmen, sunucu olarak değişik televizyon programlarına imza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/225px-uc49fur_dc3bcndar1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p>1943 Yılında İstanbul Kanatlarımın Altında’da doğan Uğur Dündar, lise eğitimini Vefa Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimini ise, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nü yapan Dündar, 1970 yılında TRT’nin açtığı sınavları kazanarak televizyon prodüktörü ünvanıyla göreve başladı.</p>
<p>Gene 1970 senesinde İngiltere’de BBC’nin “Televizyonda Yapım-Yönetim” kursuna katıldı. Türkiye’ye döndükten sonra TRT’de; yapımcı, yönetmen, sunucu olarak değişik televizyon programlarına imza atan Dündar, 1978′in “Sedat Simavi Vakfı Ödülü”nü kazandı.</p>
<p>Sonraları, İstanbul ve Marmara Üniversiteleri’nde “Tv Programcılığı” derslerine lisansüstü hocalık yaptı.</p>
<p>TRT’de 20 yıl süreyle çalıştı. Aynı zamanda Hürriyet Gazetesi yazarı olan Uğur Dündar, ülkemizde soruşturmacı televizyon gazeteciliğini başlatan ilk yayıncı oldu. 1992 yılında yayın hayatına başlayan ve halen yayında olan “Arena” programı, Dündar’ın hayatındaki belkide en büyük adımı idi. “Arena”nın yayına girdiği günden itibaren adı bu programla anılmaya başlandı. Programın çekimleri ve röportajları sırasında Uğur Dündar ve ekibi kimi zaman tartaklandı, kimi zaman ise gözaltına alındı.</p>
<p>2 Sedat Simavi Ödülü, birçoğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden olmak  üzere 100’ü aşkın  başarı  ödülü aldı. Ulusal platformdaki bu ödüllerin yanı sıra “Arena” ve Uğur Dündar, 1997 Berlin Televizyon Festivali’nin “Onur Konuğu” oldu. Dündar ve ekibi, Organ Mafyası araştırmasıyla da Türkiye Tv tarihinde ilk kez “The New-York Festivals”de “Finalist Award” ödülünü, ayrıca Washington’daki “Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konsorsiyumu-ICIJ”den “Başarı Ödülü”nü aldı.</p>
<p>Dündar, 2005 itibarı ile Kanal D ve Cnn Türk’de “Arena” programıyla yayın hayatına devam etmekte.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/ugur-dundar-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yahya Kemal Beyatlı &#8211; Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/yahya-kemal-beyatli-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/yahya-kemal-beyatli-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 01:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Kemal Beyatlı Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Kemal Beyatlı Hayatı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Kemal Beyatlı Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[


 
Türk şair, yazar, bürokrat, siyaset adamı. Modernleşen Osmanlı toplumunun ve demokratik rejimle evrimleşen yeni Türkiye’nin, kültür, düşünce ve edebiyat hayatına, geleneksel kalıplarda; fakat bambaşka bir soluk getirmiş; uyguladığı farklı stil şiir yazımında, kelimeleri bir cambaz ustalığında kullanmıştır. Milli Edebiyat anlayışına destek vermek için, illa ki dilin arılaştırılması gereğini kabul etmemiş; “Servet-i Fünun” edebi akımının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ps9cat4m59icag7v83fca6d5k22ca63x51ecak99741ca84e5rocaqab8gqcabszi9lcacktm65cap4aoykcavvh1mxcaw60bslcadznr2gcak1u95kcakgh0urca10tas3canp6011calnuk2wcakmsg4k.jpg" alt="" width="116" height="116" /></p>
<p>Türk şair, yazar, bürokrat, siyaset adamı. Modernleşen Osmanlı toplumunun ve demokratik rejimle evrimleşen yeni Türkiye’nin, kültür, düşünce ve edebiyat hayatına, geleneksel kalıplarda; fakat bambaşka bir soluk getirmiş; uyguladığı farklı stil şiir yazımında, kelimeleri bir cambaz ustalığında kullanmıştır. Milli Edebiyat anlayışına destek vermek için, illa ki dilin arılaştırılması gereğini kabul etmemiş; “Servet-i Fünun” edebi akımının etkisinde yazmaya başladığı, sonrasında ise kendine özgü üslubunu bulduğu, musiki tadındaki şiirleriyle, edebiyatın müzik notalarıyla hayat bulabileceğini göstermiştir. Milli Mücadele ve sonrasında form kazanan yeni cumhuriyet devletinde, siyasi bir kişiliğe de bürünerek, milletvekilliği ve bürokratlık yapmıştır.</p>
<p>Asıl adı “Ahmed Agah” olan Yahya Kemal Beyatlı, 2 Aralık 1884 tarihinde, günümüzde Makedonya sınırları içerisinde bulunan eski Osmanlı illerinden, Üsküp’te, Rakofça Çiftliği’nde dünyaya geldi. Babası, dönemin Üsküp Belediye Başkanı, eski icra memuru Nişli Naci Bey, annesi Nakiye Hanım ise, Lefkoşalı şair Galib’in yeğenidir. Küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duyan Beyatlı, sonraları kaleme alacağı şiirlerde çocukluk yıllarından, yaşadıkları bölgenin üzerinde bıraktığı etkilerden hissedilir şekilde bahsedecekti. 1889′da, beş yaşındayken ilk öğrenimi için bir mahalle okulu olan Yeni Mektep’e, ardından da özel bir okul olan Mekteb-i Edep’e gönderildi. 1892 yılında ise, lise öğrenimi için Üsküp İdadisi ‘ne (lise) giderken, İshak Bey Camisinin medresesine devam ederek Arapça ve Farsça öğrendi.</p>
<p>Lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Beyatlı, bu dillerin ve Tevfik Fikret önderliğindeki Servet-i Fünun akımını ortaya çıkaran diğer şairlerin de etkisi altında kalarak, aruz vezniyle dörtlükler kaleme almaya başladı. Sanata ilk adım attığı yıllarda, dönemin genç şairlerini ve üsluplarını derinden etkileyen Tevfik Fikret, Beyatlı’nın da yazım zevkinde ve dili kullanış şeklinde idolü haline geldi. Beyatlı, 1897 yılında ailesiyle birlikte Selanik’e yerleşti. Annesinin vereme yakalanarak vefat etmesi üzerine, ikinci defa evlenen babasına tepki göstererek Üsküp’e geri dönen genç şair, burada fazla kalamayarak, tekrar Selanik’e gitti. Burada geçirdiği zaman diliminde yazdığı şiirlerde “Esrar” takma adını kullandı. Ancak sürekli olarak İstanbul Kanatlarımın Altında’un edebi ve düşünsel hayatına girebilmeyi hayal ediyordu. Dolayısıyla, 1902 yılında, lise eğitimine devam etmek maksadıyla İstanbul’a taşındı ve Vefa Lisesi’ne kaydedildi. Servet-i Fünuncu İrtika ve Malumat adlı dergilerde, “Agah Kemal” mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.</p>
<p>İdari ve sosyal karmaşanın içerisinde, ülkeyle ilgili pekçok gerçeğe yakından şahitlik etme fırsatını yakalayan Beyatlı, monarşi karşıtı görüşleri savunmaya başladı. İmparatorluğun kurtuluşunu demokratik rejimlerde gören diğer muhalif arkadaşlarıyla birlikte, II.Abdülhamit’e yönelik eleştirel söylemlerde bulundu. Dönemin gözde siyasi, düşünsel ve edebi topluluğu olan Jön Türkler’e özenen genç şair, sarayın baskısından kurtulmak ve özellikle Fransa’da konuşlanan bu cephenin içinde yer alabilmek için Paris’e kaçtı. İlk iş olarak, Meaux Koleji’nde Fransızca eğitimine başladı. Bir yıl süren bu eğitimin ardından 1904′te , yüksek öğrenimini yapmak için, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Üniversite yıllarında, özellikle ünlü tarihçilerden Albert Sorrel’in derslerinden oldukça etkilendi ve kendine özgü, zengin bir tarihsel bakış açısı yakaladı. Türklüğün özdeğerleri, kimlik arayışı, Türk şiir ve sanatının tarihi gibi konularda derinlemesine incelemeler yaparak ve bunlar hakkında düşünerek, dinamik bir sanat anlayışı geliştirdi. Fransa’da kaldığı süre içerisinde, Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine gibi ünlü Fransız şairlerin eserlerini inceleyerek, şiirde şekil ve ölçü çeşitliliğinin en güzel örnekleriyle karşılaştığını düşündü. Fransız edebiyatından ve bilhassa şairlerinden büyük ilham alan Beyatlı, birçok edebi kimlikle biraraya gelme fırsatı buldu. Gidiş amacı siyasi olmasına rağmen, siyasetten ziyade sanatsal faaliyetlere yöneldi. Yine de Ahmet Rıza, Sami Paşazade Sezai, Abdülhak Şinasi Hisar, Abdullah Cevdet, Şefik Hüsnü ve Prens Şahabettin gibi dönemin ünlü simalarıyla biraraya geldi.</p>
<p>Şiirlerini, biçimsel bütünlük ve sembolizm öğeleriyle zenginleştirmek suretiyle, divan şiiri geleneğinin kalıplaşmış ağır kaidelerinden sıyrıldı. Böylece Servet-i Fünuncularla da yollarını ayıran Beyatlı, Batı, ve özellikle Fransız tarzı şiir unsurlarını, Türk şiir anlayışına adapte etmeye çalıştı. Osmanlı geleneğinde şekillenmiş aruz kalıplarını, neoklasik stilde yeniden forma soktu ve Arapça, Farsça kelimelerden vazgeçmese de, musiki bir havası olan, akıcı eserler ortaya koydu. İmparatorluğun yüzyıllara hükmetmiş kültüründen taviz vermeksizin, köklerine bağlı, gözü Batı’da; klasik, fakat klişe olmayan şiirler kaleme aldı.</p>
<p>1912 yılında, İstanbul’a geri dönen Beyatlı, eğitim camiasında hizmet vermeye başladı. 1913′te Darüşşafaka’da edebiyat ve tarih derslerine girdi. Ertesi yıl, Medresetü’l-Vaizin’de uygarlık tarihi eğitimi verdi. 1915′e gelindiğinde, İstanbul Darülfünunu’a (İstanbul Üniversitesi) Uygarlık Tarihi, Batı Edebiyatı, Türk Edebiyatı dersleri için öğretim görevlisi olarak atandı ve bu görevini 1923′e kadar sürdürdü. Aynı zamanda yazın faaliyetlerine devam ederek, Türk dili, gelişimi ve Türk tarihi gibi konularda çeşitli dergilerde makaleler yayımladı. Peyam gazetesinde, “Süleyman Nadi” mahlasıyla, “Çamlar Altında Muhasebe” başlığı altında yazılar kaleme aldı.</p>
<p>Zikrettiği fikirlerle, ulusal dilin ve tarihin kökenleri düzleminde, Ziya Gökalp ile anlaşmazlığa düştü. Yahya Kemal, Servet-i Fünuncuların şiir anlayışının, Türkçenin altyapısını, Arapça ve Farsça düzleminde işlediğini, dile kendine özgü özelliklerini kaybettirdiğini, sözcüklerin yapısının ve dizilişinin deforme edildiğini savundu. Buna karşılık, konuşma dilinde yazılan, şekilden gittikçe uzaklaşan ve şiiri basitleştiren hece ölçüsü yazarlarını da eleştirdi. Beyatlı’nın eserlerinde ortaya koymaya çalıştığı form, benzerliklerin yinelenmesine son verecek, Batı modernitesiyle uyum gösterecek, Türkçenin, halkın konuşma tarzından çok, elit konuşma tarzını mısralarda işleyecek yeni bir şiir anlayışını kapsıyordu.</p>
<p>1918 yılındaki Monros Mütarekesi’nin ardından, Ati, Tevhid-i Efkar gibi dergiler için yazılar kaleme alan Beyatlı, aynı görüşleri paylaştığı şair ve yazar arkadaşlarıyla birlikte, “Dergah” adlı bir dergi kurdu. Milli Mücadele dönemine giren sosyal gelişmeleri yakından takip etti ve ulusun bağımsızlığından yana bir çizgide ilerledi. O zamana kadar hep perde arkasında kalan, şiirlerini herhangi bir mecrada yayımlamayan ve dolayısıyla yerel edebiyat çevrelerinde adı çok da telaffuz edilmeyen Yahya Kemal, şiirlerini ilk defa, yine 1918 yılında, “Yeni Mecmua” adlı dergide, “Bulunmuş Sayfalar” başlığı altında yayımlamaya başladı. Genellikle gazel ve musiki türünü andıran bu şiirler, edebi çevrelerde geniş yankı buldu. Aslında bunlar, şairin yeni meydana getirdiği ürünler değildi. Şiire 1910, hatta daha da önceki yıllarda başladıysa da, ilk defa Yeni Mecmua’da geniş kitlelere açıldı. Sonrasında, Edebi Mecmua, Şair, İnci, Dergah, Şair Nedim, Büyük Mecmua, Yarın adlı dergilerde de eserleriyle yer alan Beyatlı, kuvvetli üslubu ve usta söz sanatçılığı ile, o dönem Türk edebiyatının baş aktörleri arasında yer aldı.</p>
<p>Söz söyleme sanatındaki ustalığı ve ince üslubuyla, siyasi çevrelerin de dikkatini çeken ünlü şair, 1922 yılında başlayan Lozan Antlaşması görüşmelerine gönderilen kurulda danışman olarak yer aldı. Bundan sonra, siyasi gelişmelerle daha da yakından ilgilenebilmek için, 1923 yılında Ankara’ya taşındı. Burada “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinde başyazarlık yapmaya başladı. Aynı yıl, Cumhuriyet rejiminin ve yeni Türkiye devletinin kurulmasının ardından oluşturulan mecliste, 1926 yılına kadar Urfa milletvekili olarak hizmet verdi. Milletvekilliğinin sona ermesiyle birlikte, Varşova’ya, Orta Elçi statüsünde tayin edildi. 1929′da ise, yine aynı statüyle Madrid’e gönderildi.</p>
<p>Bürokratik görevlerinin ardından, tekrar siyaset sahnesine dönen usta şair, Yozgat (1934), Tekirdağ (1935) ve son olarak 1943-1946 yılları arasında İstanbul milletvekili olarak mecliste bulundu. Bu dönemde uzun bir süre Halkevleri Sanat Danışmanlığı görevini de yürüttükten sonra, Pakistan büyükelçiliği yaptı. 1949 yılında, yaş haddinden dolayı emekliye ayrıldı. İstanbul’a geri döndükten sonra, Park Otel’de ikamet etmeye ve Milli Reasürans Şirketi’nde yönetim kurulu üyeliği yapmaya başladı. Bir çeşit bağırsak hastalığına yakalanan şair, 1957 yılında tedavi için Paris’e gitti. Ancak ertesi yıl hastalığı oldukça ilerledi ve 1 Kasım 1958 tarihinde, kaldırıldığı İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti.</p>
<p>Türk edebiyat tarihinin en büyük isimlerinden olan Yahya Kemal Beyatlı, divan edebiyatı ve Osmanlı şiir kalıbı olan aruz veznini hiçbir zaman terk etmemiştir. Türkçeyi mısralarına birer musiki notası gibi işlemiş; milli edebiyatın “kelime sihirbazı” olarak kabul edilmiştir. Hayatı boyunca hiç evlenmeyen Beyatlı, hiçbir zaman kitap yayımlamamıştır. En çok eleştiriyi bu konuda almıştır ve görüşlerine muhalif olan kesim tarafından “esersiz şair” olarak nitelendirilmiştir. 1949 yılında, “Hayal Şiir” adlı manzumesiyle İnönü Şiir Ödülü’nü almaya layık görülen Beyatlı’nın, İstanbul Spor ve Sergi Sarayı civarındaki bir parka heykeli dikilmiştir. Ölümünün ardından, “Yahya Kemal’i Sevenler Derneği” ile “Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi” (1961) kurulmuştur. Şairin birçok ünlü eseri, bu enstitü tarafından kitap haline getirilmiştir. Özellikle, “Kendi Gök Kubbemiz” ve “Eski Şiirin Rüzgarıyla”, şairin en başarılı manzumelerinin bulunduğu kitaplardır. Ayrıca, 1976 yılında, Beyatlı’nın tamamlayamadığı şiirleri, “Bitmemiş Şiirler” adlı bir kitap altında toplanmıştır.</p>
<p><strong>ESERLERİ:</strong></p>
<p><strong>ŞİİR:</strong></p>
<p>Kendi Gök Kubbemiz (1961) Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962) Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963) Bitmemiş Şiirler (1976)</p>
<p><strong>DÜZYAZI:</strong></p>
<p>Aziz İstanbul (1964) Eğil Dağlar (1966) Siyasi Hikayeler (1968) Siyasi ve Edebi Portreler (1968) Edebiyata Dair (1971) Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973) Tarih Musahabeleri (1975) Mektuplar-Makaleler (1977)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/yahya-kemal-beyatli-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldırım Bayezid Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/yildirim-bayezid-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/yildirim-bayezid-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 01:15:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Bayezid Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Bayezid Hayatı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Bayezid Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[
Dördüncü Osmanlı padişahı. Savaşta gösterdiği başarılar ve hızlı olması dolayısıyla kendisine “Yıldırım” ünvanı verilmiştir. İstanbul Kanatlarımın Altında’un fethi için oldukça önemli bir noktada bulunan Anadoluhisarı’nı yaptıran Bayezid, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün asker olarak çok beğendiği Osmanlı padişahlarından biridir.
İstanbul’u kuşatmaya çalışmış olan ilk padişah olan Bayezid, Osmanlı topraklarının her tarafında cami, mescit, darüşşifa, medrese, imaret ve misafirhaneler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5122017511554907";
/* 468x60, oluşturulma 04.07.2008 */
google_ad_slot = "5436891495";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> <p><img class="alignleft" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/2008/12/yildirim_bayezid.jpg" alt="" width="171" height="154" /></p>
<p><strong>Dördüncü Osmanlı padişahı. Savaşta gösterdiği başarılar ve hızlı olması dolayısıyla kendisine “Yıldırım” ünvanı verilmiştir. İstanbul Kanatlarımın Altında’un fethi için oldukça önemli bir noktada bulunan Anadoluhisarı’nı yaptıran Bayezid, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün asker olarak çok beğendiği Osmanlı padişahlarından biridir.</strong></p>
<p>İstanbul’u kuşatmaya çalışmış olan ilk padişah olan Bayezid, Osmanlı topraklarının her tarafında cami, mescit, darüşşifa, medrese, imaret ve misafirhaneler yaptırmış ve bütün bu imarethaneler için geniş vakıflar kurdurmuştur. Vivaldi’nin Bayezid ve Timur arasındaki savaşı konu alan Bajazet isimli bir operası vardır. Bajazet, Bayezid’in Fransızca’daki söyleniş biçimidir.</p>
<p>1360 yılında Edirne’de dünyaya geldi. Babası I. Murat, annesi Gülçiçek Hatun’du. Adı babaannesinin babası Türkmenler’in Ede-Balı diye andığı Ebâ Yezîd’den geliyordu. Küçük yaştan itibaren zamanın en seçkin alimlerinden ilim öğrendi. Değerli kumandanlardan askerlik, sevk ve idare dersleri alarak büyüyen Bayezid, 1381 yılında Kütahya’ ya vali tayin edildi. Aynı yıl Devlet Hatun ile evlendirilen Bayezid, 1385′te kardeşi Savcı Bey’in ayaklanmasını bastırdı. Babası I. Murat’la birlikte Haçlı Ordusu’na karşı Kosova Meydan Savaşı’nda savaşarak, düşman güçlerinin bozguna uğratılmasında önemli rol oynadı. I. Murat, bu savaş sonunda bir Sırplı tarafından şehid edilince, babasının vasiyeti uyarınca 1389 Haziran’ında ordu komutanları tarafından tahta çıkarıldı.</p>
<p>Kosova Savaşı’nı fırsat bilen Anadolu Beylikleri ayaklanma girişiminde bulunmuşlardı ancak Yıldırım Bayezid kendisine karşı ittifak eden Anadolu Beylikleri üzerine yürüyerek Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Germiyanoğulları, Menteşeoğulları ve Hamitoğulları beyliklerini ortadan kaldırdı. Rumeli’yi güvenlik altına almak için Sırplarla anlaşan Bayezid, Sırp Prensi Lazar’ın kızı Despina’yla evlendi ve sürekli bir ordunun Macar sınırında kalmasını sağladı. Ancak Vuk Barnkoviç’in topraklarını genişletmek istemesi üzerine Bayezid Üsküp’ü aldı.</p>
<p>Kendilerini Selçukluların mirasçısı olarak gören Karamanlılar, Osmanlıların büyümesini istemiyorlardı. Bu rekabete rağmen I. Bayezid, kızı Nefise Sultan’ı Karamanoğlu beyi Alaeddin Ali Bey ile evlendirdi. Amacı Rumeli’de yaptığı fetihlere devam ederken, Karamanoğulları’ndan gelecek olası bir saldırıyı önlemekti. Ancak yeni kurulan akrabalık da bu düşmanlığı önleyemedi ve Alaeddin Ali Bey 1386′da Osmanlı topraklarına saldırarak bazı yerleri işgal etti. Bunun üzerine iki beylik Konya’da savaştı ancak Osmanlılar kazandı. Af dileyen Ali Bey’in özürü kabul edilerek beyliğinin devamına izin verildi.</p>
<p>Bayezid, 1391′de Candaroğulları, Taceddinoğulları, Taşanoğulları ve Bafra beyliği topraklarını Osmanlı egemenliği altına aldı. Bizans üzerindeki etkisi Kosova Savaşı’ndan sonra iyice artmış olan Osmanlı, Manuel’in imparator olarak seçilmesini onaylamıştı. Manuel, Bayezid’le birlikte seferlere de çıkıyordu. Bayezid, Rumeli seferi sonrasında Anadolu’ya döner dönmez Venedikliler ve Macarlar anlaşarak Osmanlı Devleti’ne saldırdılar. Bulgar çarının da bu saldırıya katılma tehlikesi belirince Şehzade Süleyman Çelebi, Bulgarların başkenti Tırnova’yı ele geçirdi. Rumeliye tamamen hakim olmak isteyen Bayezid, Selanik, Tesalya ve Güney Arnavutluk’u ele geçirdi. İstanbul’u daha önce 1391′de de kuşatmaya çalışıp başarılı olamayan Bayezid, ikinci kuşatmayı 1394′te gerçekleştirmeye çalıştı ancak Haçlıların harekete geçtiğini haber aldığı için geri çekildi.</p>
<p>Osmanlıların Rumeli’deki faaliyetlerinin devam etmesi ve akıncı güçlerin Bosna’ya ve Arnavutluk’a kadar ilerliyor olmaları Haçlıları telaşlandırıyordu. Bu yüzden Sigismund, Papa’nın da desteğiyle başta Fransız, İngiliz ve Alman kuvvetleri olmak üzere bütün Avrupa ülkelerinin katılımıyla oluşan Haçlı Ordusu’nun başına geçti. Bu ordu 1396 yılının Mayıs ayında Niğbolu’yu kuşattı. Ancak Haçlı ordusu dağınık halde bulunuyordu ve bu durumdan faydalanmayı düşünmeyen Bayezid, mertçe bir savaş olması için toparlanmalarına izin verdi. Fransız şövalyelerinin saldırısıyla başlayan savaş Osmanlı ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştı. Haçlılar, tarihe Niğbolu Savaşı olarak geçen bu çatışmada büyük bir bozguna uğradılar ve savaş sonunda Haçlıların aldığı yerler Osmanlı Devleti’nin topraklarına katıldı. Bulgar Krallığı da ortadan kaldırılmıştı ve Macaristan içlerine doğru akınlar yapıldı. Niğbolu zaferinden sonra Haçlılar yarım yüzyıl Osmanlıların üzerine yürümeye cesaret edemedi. Bu savaştan sonra Yıldırım Bayezid’e Abbasi Halifesi tarafından “Anadolu Sultanı” anlamına gelen “Sultan-i iklim-i Rum” denilmeye başlandı. Savaş sırasında elde edilen ganimetlerle ülkenin birçok yerinde hayır kurumları yapıldı. Bursa’daki Ulu Cami de bunlardan biriydi. Daha önceden yapımına başlanmış olan Anadoluhisarı İstanbul’un 3. kuşatma denemesi sırasında tamamlandı. Güçlü bir deniz kuvvetinin ve büyük topların olmamasının fethi engellediğini düşünen Bayezid, Türk Denizciliği’ni geliştirmeye çalıştı. Yıldırım İstanbul’u kuşatma altında tuttu ancak Timur tehlikesi ortaya çıkınca, Bizans’la yapılan antlaşma sonucunda kuşatma kaldırıldı. Antlaşmaya göre, İstanbul Sirkeci’de bir cami, bir İslam Mahkemesi ve bir Türk mahallesi kurulacaktı ve yıllık haraç arttırılacaktı. Aynı yıl Yunanistan’a ve Mora’ya da seferler düzenlendi.</p>
<p>Yıldırım Bayezid, Anadolu’ya döndükten sonra Osmanlı Devleti’ni sürekli olarak rahatsız eden Karamanoğlu beyliğini ortadan kaldırdı ve Malatya, Elbistan, Divriği ve Besni’yi ele geçirdi. Bu arada Cengiz İmparatorluğu’nu yeniden kurmaya çalışan Timur, İran’ı almış, Hindistan’a da seferler düzenlemişti. Azerbaycan ve Bağdat Emirleri Yıldırım Bayezid’e sığınmışlardı. Timur, Emirleri geri istedi ancak Yıldırım Bayezid bu teklifi reddetti. Aralarının açılmasına neden olan bu olay sonrasında Anadolu kapılarına dayanan Timur ve ordusuyla Ankara’daki Çubuk Ovası’nda karşılaşan Osmanlı ordusu savaşın başında iyi durumdaydı. Ancak Karatatarlar ve Anadolu Tımarlı Sipahileri’nin ihanet etmesi yüzünden Osmanlı ordusu çözülmeye başladı. Bayezid yanındaki az birlikle mücadele etmeye çalışıyordu. Çataltepe’ye çekilmişti ve karanlık bastığında cesaretle etrafındaki kuşatmayı yardırmaya başlamıştı. Ancak bu sırada atının bir taşa çarpıp yuvarlanması sonucu Timur’un güçleri tarafından yakalanan Bayezid, esir alındı. Ankara Savaşı’ndan sonra Kütahya’ya gelen Timur, Karaman, Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamitoğulları beyliklerini yeniden kurdu ve 8 ay boyunca gittiği her yere Bayezid’i de götürdü. Ancak son derece gururlu bir insan olan Bayezid esarete daha fazla dayanamadı ve bazı kaynaklara göre hastalanarak, bazı kaynaklara göre de yüzüğünün içinde taşıdığı zehiri içip 9 Mart 1403′te öldü.</p>
<p>Sultan Yıldırım Bayezid, çevik, atılgan, cesur, öngörüleri başarılı bir kumandandı ve ani olaylar karşısında soğukkanlılığını koruyarak karar vermesiyle tanınıyordu. Adaleti oldukça meşhur olan Bayezid, alimlerin sohbetlerine katılır, evliyalara çok hürmette bulunurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/yildirim-bayezid-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yılmaz Erdoğan Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/yilmaz-erdogan-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/yilmaz-erdogan-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2009 00:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Erdoğan Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Erdoğan Hayatı Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[
Yılmaz Erdoğan, 1968 doğumlu oyuncu, senarist. Erdoğan, “Olacak O Kadar”, “Umut Taksi” gibi ilgi gören dizilerin senaristliğinin yanısıra en çok izlenen Türk filmi olma özelliğine sahip olan “Vizontele”nin de senaristi ve yönetmeni, aynı zamanda da oyuncu kadrosunun bir üyesi.
Önemli yapımların altında imzası olan Erdoğan, bugüne kadar birçok ödül aldı.
Yılmaz Erdoğan, 4 Kasım 1968’de Hakkari’de doğdu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/2008/12/yilmaz_erdogan.jpg" alt="" width="172" height="162" /></p>
<p><strong>Yılmaz Erdoğan, 1968 doğumlu oyuncu, senarist. Erdoğan, “Olacak O Kadar”, “Umut Taksi” gibi ilgi gören dizilerin senaristliğinin yanısıra en çok izlenen Türk filmi olma özelliğine sahip olan “Vizontele”nin de senaristi ve yönetmeni, aynı zamanda da oyuncu kadrosunun bir üyesi.</strong></p>
<p>Önemli yapımların altında imzası olan Erdoğan, bugüne kadar birçok ödül aldı.</p>
<p>Yılmaz Erdoğan, 4 Kasım 1968’de Hakkari’de doğdu. Deniz Erdoğan ve Mustafa Erdoğan isimli iki kardeşi vardı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Ankara’da okudu. 1987 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni kazandı ancak lisans öğrenimini yarıda bırakıp Ferhan Şensoy’un “Nöbetçi Tiyatro” kadrosuna katılmayı tercih etti. Burada hem oyuncu, hem de yazar olarak görev yaptı. 1988’de “Güldüşünürü Tiyatrosu”nu kurdu. Bu tiyatroda kendi yazdığı ve yönettiği “Kanuni Sultan Süleyman ve Rambo” adlı oyunu sergiledi.</p>
<p>Bu yıllarda kendini oyun yazmaya adayan Erdoğan, Levent Kırca Tiyatrosu’nun “Gereği Düşünüldü” oyununu, “Olacak O Kadar” adlı televizyon serisinin senaryosunu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu’nun “Kadınlık Bizde Kalsın” ve “Haşlama Taşlama” oyunlarını yazdı. “Umut Taksi” dizisinin de senaryo yazarı oldu ve dizide bir rol de üstlendi. 1994 yılında Beşiktaş Kültür Merkezi Oyuncuları’nı kurdu. “Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?”, “Otogargara”, “Cebimde Kelimeler”, “Bana Bir Şeyhler Oluyor”, “Haybeden Gerçeküstü Aşk” gibi büyük ilgi gören oyunları yazdı, bir kısmını da BKM’de sergiledi. Bu sırada “Bir Demet Tiyatro” adlı dizinin senaristliğini üstlendi, aynı zamanda bu dizideki “Mükremin” karakterini canlandırdı. Senaristi olduğu “Gereği Düşünüldü” oyunu, en büyük oyuncu kadrosuna sahip olma özelliğini taşıyordu ve oyun 4 yıl boyunca sergilendi.</p>
<p>Erdoğan, sinemaya geçişini “Vizontele” filmiyle gerçekleştirdi. Filmin senaryosunu yazdı, yönetmenliğini üstlendi aynı zamanda filmde rol aldı. Vizyona girdiği 2000 yılında Vizontele, Türkiye’de en çok izlenen sinema filmi ünvanını kazandı. Bu filmin devamı olan “Vizontele Tuuba”da da aynı görevleri üstlenen Erdoğan, 2003 tarihli bu filmle de büyük bir başarıya imza attı. 2005 yılında vizyona giren “Organize İşler” filmini de yazıp yönetti ve filmde başrolü oynadı. Filmde Erdoğan’a Demet Akbağ, Cem Yılmaz, Altan Erkekli gibi isimler eşlik etti.</p>
<p>Oyunculuk ve senaristliğin yanısıra şiir de yazan Erdoğan’ın ilk şiir kitabı “Kayıp Kentin Yakışıklısı”, 17 eserden oluşuyordu. Aynı zamanda albümde şiirlere eşlik eden türkülerden birini de kendi seslendirmişti. Erdoğan’ın şiir kaseti dışında “Kayıp Kentin Yakışıklısı”, “Anladım” adlı şiir kitapları, “Hüzünbaz Sevişmeler” adlı bir öykü kitabı, “Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar” ve “Kadınlık Bizde Kalsın” adlı eserleri de bulunuyor.</p>
<p>Erdoğan, 9 Ağustos 2006’da Belçim Bilgin’le evlendi. 10 yıl önceki ilk evliliğinden Berfin adlı bir kızı bulunuyor. Kardeşleri Mustafa Erdoğan ve Deniz Erdoğan da Türkiye’nin ünlü simaları arasında. Erdoğan’ın, Muhsin Kızılkaya tarafından yazılmış “Yılmaz” adlı yaşam öyküsü bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/yilmaz-erdogan-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zinedine Zidane Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/zinedine-zidane-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/zinedine-zidane-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 16:20:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Zinedine Zidane Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zinedine Zidane Hayatı Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[


 Juventus, Real Madrid gibi büyük takımlarda oynamış, 2006 Dünya Kupası itibariyle 108 kez milli formayı giymiş, FIFA tarafından üç defa yılın futbolcusu seçilmiş, Cezayir asıllı Fransız futbolcu. Dünyaca bilinen takma adı: Zizou.
23 Haziran 1972′de Marsilya’da doğdu. Futbol hayatına Cannes kulübünde başladı. Cannes’dan ayrılmasının ardından, Bordeaux’ya transfer oldu. Bordeaux’da başarılı futboluyla dikkat çeken Zizou, 1996 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/2008/12/zinedine-zidane.jpg" alt="" width="197" height="169" /><strong>Juventus, Real Madrid gibi büyük takımlarda oynamış, 2006 Dünya Kupası itibariyle 108 kez milli formayı giymiş, FIFA tarafından üç defa yılın futbolcusu seçilmiş, Cezayir asıllı Fransız futbolcu. Dünyaca bilinen takma adı: Zizou.</strong></p>
<p>23 Haziran 1972′de Marsilya’da doğdu. Futbol hayatına Cannes kulübünde başladı. Cannes’dan ayrılmasının ardından, Bordeaux’ya transfer oldu. Bordeaux’da başarılı futboluyla dikkat çeken Zizou, 1996 yılında, 3 milyon Euro karşılığında Juventus’a transfer oldu.</p>
<p>Juventus’taki başarılı futbolunu milli takımada yansıtan Zidane, Fransa’nın 1998 FIFA Dünya Kupası’nı kazanmasında büyük pay sahibiydi. Finalde, Brezilya’ya attığı 2 kafa golü, kupayı Fransa’ya getirdi. O yıl FIFA tarafından Dünya’nın En İyi Futbolcusu Ödülüne layık görülen Zidane, 2000 yılında ülkesinin Avrupa Şampiyonluğu’na uzanmasında gene büyük rol oynadı. Bu başarılarından dolayı 2.kez dünya’nın en iyi futbolcusu seçildi.</p>
<p>2001 yılında Juventus’tan 81 milyon Dolar karşılığında Real Madrid’e transfer oldu. İlk gittiği sezonda Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi kupasını kazandı. Finalde Bayer Leverkusen’e attığı güzel gol UEFA’nın web sitesinde jenerik oldu.</p>
<p>2002 / 2003 senesinde Real Madrid’le İspanya Futbol Ligi Şampiyonluğu yaşayan Zizou, aynı yıl FIFA tarafından 3.kez dünya’da yılın futbolcusu ünvanını kazandı. Fransa Milli Futbol Takımı’nın 2004 Avrupa Şampiyonası’ndaki kötü sonuçları ardından milli takıma veda etti. Fransa’nın kendisine ihtiyacı olduğunu düşünerek geri döndü.</p>
<p>Zidane, Real Madrid’le 7 Mayıs’ta Villareal karşısında son kez sahaya çıktı. Kulüp takımları kariyerine son verdiğini, profesyonel futbol yaşantısına da 2006 FIFA Dünya Kupası sonrasında noktayı koyacağını açıkladı.</p>
<p>34 yaşında Fransa milli takımı forması altında sahaya çıktığı dünya kupası finalinde, İtalyan oyuncu Marco Materazzi’ye attığı kafa sonrası kırmızı kartla oyun dışında kalarak, 2006 dünya kupasının en çok konuşulan ismi oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/zinedine-zidane-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış Manço Hakkında</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/baris-manconun-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/baris-manconun-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 13:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Mançonun Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İstanbul&#8217;u alması ile birlikte Rumeliye göç etmiş ve Selanik&#8217;e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı&#8217;na kadar Selanik&#8217;de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul&#8217;a göç etmiştir. Mançozade&#8217;lerden Mehmet Abdi bey İstanbul&#8217;da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım&#8217;la evlenmiştir. Yıllar sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.chatci.gen.tr/biyografi/resim/barismanco.jpg" alt="" width="150" height="185" />Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İstanbul&#8217;u alması ile birlikte Rumeliye göç etmiş ve Selanik&#8217;e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı&#8217;na kadar Selanik&#8217;de yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle tekrar İstanbul&#8217;a göç etmiştir. Mançozade&#8217;lerden Mehmet Abdi bey İstanbul&#8217;da bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet Hanım&#8217;la evlenmiştir. Yıllar sonra Nimet Hanım, Barış Manço&#8217;nun &#8220;Gülpembe&#8221; şarkısının ilham kaynağı olacaktır&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile, soyadı kanunu ile birlikte &#8220;Mançozade&#8221; olan aile adlarını değiştirerek, &#8220;Manço&#8221; soyadını alırlar. Abdi bey ile Nimet Hanım&#8217;ın oğlu Hakkı Bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı Bey ile Rikkat Hanım&#8217;ın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 tarihinde doğan Mehmet Barış Manço&#8217;dur. Onlar, Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço olarak dört kardeştiler.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle &#8220;Barış&#8221; isminin kendisine verildiğini söylemektedir. Dönemin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat Hanım ile Hakkı Bey, Barış 3 yaşındayken ayrılırlar. Babasının yanında büyüyen Barış Manço&#8217;nun çocukluğu Kadıköy&#8217;de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal İlkokulu&#8217;nda tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesi&#8217;ne devam etmiştir. 10.sınıftayken babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesi&#8217;nden ayrılarak Şişli Terakki Lisesi&#8217;ne gitmiş ve oradan mezun olmuştur.</p>
<p>Barış Manço, aileden gelen yetenekle 2 yaşından itibaren şarkı söylemeye ve Ortaokul 2.sınıf öğrencisiyken de amatör olarak müzikle uğraşmaya başlamıştır. Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 tarihinde, önce Paris&#8217;e, oradan da Belçika&#8217;ya ağabeyi Savaş Manço&#8217;nun yanına gider. Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede çok başarılı olmayan hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço, bu okuldan çok iyi bir derece ile; okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray Lisesi&#8217;nde başlayan müzik hayatı, Belçika&#8217;da da devam etmiştir..</p>
<p>Manço, 1969&#8242;da yurda döndüğünde, &#8220;Dağlar Dağlar&#8221; şarkısını yaptı. Bu şarkı, O&#8217;nun hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri ile bir ekol oluşturmaya başladı. Barış Manço, insan ilişkileri konusunda çok iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki yıllarda da yaptığı bir röportajında; &#8220;Kendimi, toplumla diyalog kuran bir iletişim aracı olarak görüyorum&#8221; diyecektir.</p>
<p>1971 yılında askerlik yılları başlayacaktır. Askerdeki ilk ayları; hem ani olarak askere alınması, diplomasına rağmen üniversite mezunu olmasının tartışılması, hem de saçlarının kesilmesi nedeniyle çok keyifli başlamadı. Askerliğini Polatlı&#8217;da Topçu asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar ve askeriyede bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü.</p>
<p>Askerlikten sonra yine bir süre Belçika günleri araya girmektedir. Barış Manço, sıradışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve şarkılarına çektiği klipler ile bizleri şaşırtmayı sürdürmeye devam eder. Sanatçı, görevinin biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı. Yıllar geçtikçe bu davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık&#8230;</p>
<p>Barış Manço, 18 Temmuz 1978&#8242;de Kadıköy Evlendirme Dairesi&#8217;nde Lale Çağlar (Manço) ile evlendi.<br />
Barış Manço, evliliğinde de İstanbul geleneğini sürdürdü. Bu evliliği, Lale Manço da 1998 yılında yaptığı bir röportajda &#8220;Barış içinde 23 yıl&#8221; diye tanımlıyor. Çiftin evdeki birliktelikleri, iş hayatında da devam etmiştir. Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe, oğulları 19 Mayıs 1981&#8242;de Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984&#8242;de de Batıkan Zorbey katılır. Dünya çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söylemektedir. Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır.</p>
<p>Çocukları için en büyük öğüdü, yaptıkları işin en iyisini severek yapmaları gerektiğidir. Çocukları için tek kaygısının &#8220;adam gibi adam&#8221;lık konusunda olduğunu dile getiren Barış Manço, çocuklarının hangi mesleği yaparsalar yapsınlar, tornacı bile olabilirler ama kendi deyimiyle onlar için &#8220;Doğukan usta, öyle bir vida sıkar ki başka türlü sıkar&#8221; denmesini arzu ettiğini söylemektedir. O, doğu ile batının sentezini yapmıştı. O&#8217;na göre, doğunun herşeyi kötü, batının herşeyi iyi doğru bir kavram değildi. Oğullarına da Doğukan ve Batıkan isimlerini koyması, doğu ve batının barış içinde olması dileğinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Barış Manço&#8217;ya göre, Türkiye&#8217;nin de bulunduğu konumun kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını ise, Japonya konserinde 20.000 Japon&#8217;un Türk bayrağı çıkartıp sallamasından televizyon başındaki 60 milyon insanın gözyaşları içinde izlemesi gibi heyecanlandığını ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede, &#8220;Japonlar beni sahiplendiler, milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD&#8217;lerimi alıyor, Japonlar bende doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiye&#8217;de bunun onda biri yapılmadı. Belçikada ise, onların ülkelerini tanıttığım için Liege Prensliği onur ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile gittik. Belçika&#8217;nın en büyük gazetesi birinci sayfada yarım sayfa ayırdı. Türkiye&#8217;de ise 40 yıllık sanat yaşamımda baş sayfaya çıkamadım&#8221; gibi bir serzenişte bulunmuştu. Ne yazık ki yıllar sonra baş sayfada bulunma nedenin &#8220;vefat&#8221; olması çok hüzünlü bir durumdu&#8230;</p>
<p>Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen Barış Manço, duygusallığı, seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken, kendi deyimiyle kuzey kutbunu da asla kaybetmediğini de sözlerine ekliyor. Manço; Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykoski&#8217;den etkilenerek, evinin dekorasyonunda da romantik çağı, 19.yüzyıl sonu ile 20.yüzyılın başını yansıtan tarzı tercih etmişti.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki en uzun ve en başarılı televizyon programlarını yaptı. 200&#8242;den fazla şarkısı O&#8217;na; 12 altın ve platin albüm/kaset ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçe&#8217;ye çevrildi. Her ülkede şarkıları çok sevildi. Kongo&#8217;daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde &#8220;Domates Biber Patlıcan&#8221;ı söylerken, Kongoluların koro halinde şarkıya eşlik etmeleri şarkının evrenselliği hakkında bilgi vermektedir. Bu konuya başka bir örnek de Mısır&#8217;da yaşanmıştı. Barış Manço, Mısır Televizyonu&#8217;nda canlı yayında Dağlar Dağlar&#8217;ı Arapça söylemişti, bu programın sonunda Mısırlılar sokağa döküldüğü gibi, program da defalarca tekrarlanmıştı.</p>
<p>En büyük arzusunun ansiklopedilerde yer almak olduğunu söyleyen ve &#8220;Barış Manço Müzesi&#8221; kurmak isteyen Manço, &#8220;20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan bir Türk&#8217;üm, 20.yüzyılın Türk müziğini yapıyorum&#8221; demektedir. Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço, 1991 yılında devlet sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi onursal doktora ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya Uluslararası Kültür ve Barış ödülü, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır&#8230;</p>
<p>Barış Manço, 1999 yılında 31 Ocak&#8217;ı 1 Şubat&#8217;a bağlayan gece, geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir. Ancak, bu büyük sanatçı bıraktığı eserler ile her zaman Türk Milleti&#8217;nin kalbinde yaşayacaktır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/baris-manconun-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harun Yahya Hakkında</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/harun-yahya-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/harun-yahya-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 12:53:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Harun Yahya Biyografisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[
1956 yılında Ankara&#8217;da doğan Adnan Oktar, Türkiye’nin önemli fikir adamlarından biridir. Milli ve manevi değerlerine son derece bağlı olan ve inandığı mukaddes değerleri diğer insanlara anlatmayı insani bir görev olarak kabul eden Adnan Oktar, fikri mücadelesine 1979 yılında, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi&#8217;ndeki eğitimi sırasında başlamıştır. Üniversite dönemi boyunca, çevresine hakim olan materyalist felsefe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.chatci.gen.tr/biyografi/resim/harun-yahya.jpg" alt="" width="164" height="195" /></p>
<p>1956 yılında Ankara&#8217;da doğan Adnan Oktar, Türkiye’nin önemli fikir adamlarından biridir. Milli ve manevi değerlerine son derece bağlı olan ve inandığı mukaddes değerleri diğer insanlara anlatmayı insani bir görev olarak kabul eden Adnan Oktar, fikri mücadelesine 1979 yılında, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi&#8217;ndeki eğitimi sırasında başlamıştır. Üniversite dönemi boyunca, çevresine hakim olan materyalist felsefe ve ideolojilerin çarpıklıkları hakkında, onları savunanlardan daha fazla bilgi ve yorum sahibi olacak kadar detaylı araştırmalar yapmıştır. Bu bilgi birikiminin sonucunda ise, milli ve manevi değerlerimizi tehdit eden, bölücü ideolojinin temellerini oluşturan Darwinizm ve evrim teorisinin ülkemize ve dünyaya getirdiği zararlar ve bu teorinin modern bilim karşısındaki yenilgisi ile ilgili eserler hazırlamıştır. New Scientist Dergisi&#8217;nin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifade ile evrim teorisinin yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar &#8220;uluslararası bir kahraman&#8221; haline gelmiştir. Yazar ayrıca dünya tarihi ve siyaseti üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle Siyonizm ve Masonluk hakkında da kitaplar yazmıştır. Bu eserlerin yanısıra Kuran ahlakını ve imani konuları anlatan eserleriyle birlikte yazar, 200&#8242;ü aşkın kitabın sahibidir.</p>
<p>Cavit Yalçın müstear ismini de kullanan Adnan Oktar, eserlerinin büyük bir bölümünü Harun Yahya müstear ismiyle yayınlamıştır. Bu müstear ismi, “inkarcı düşünceye karşı mücadele eden iki Peygamberin hatıralarına hürmeten isimlerini yad etmek için” Harun ve Yahya isimlerinden oluşturulmuştur..</p>
<p>Yazar tarafından kitapların kapağında Resulullah&#8217;ın mührünün kullanılmış olmasının sembolik anlamı ise, kitapların içeriği ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-ı Kerim&#8217;in Allah&#8217;ın son kitabı ve son sözü, Peygamberimizin de hatem-ül enbiya olmasını remzetmektedir. Yazar da, yayınladığı tüm çalışmalarında, Kuran&#8217;ı ve Resulullah&#8217;ın sünnetini kendine rehber edinerek, inkarcı düşünce sistemlerinin tüm temel iddialarını tek tek çürütmeyi ve dine karşı itirazlarını tam olarak susturacak &#8220;son söz&#8221;ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah&#8217;ın mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duası olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Yazarın tüm çalışmalarındaki ortak hedef, insanlara Kuran&#8217;ın tebliğini ulaştırmak ve böylelikle onları Allah&#8217;ın varlığı, birliği ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek ve bazı önemli konuları hatırlatmaktır.</p>
<p>Harun Yahya&#8217;nın eserleri Hindistan&#8217;dan Amerika&#8217;ya, İngiltere&#8217;den Endonezya&#8217;ya, Polonya&#8217;dan Bosna&#8217;ya, İspanya&#8217;ya ve Brezilya&#8217;ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığınve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler, Allah&#8217;ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda insanların görmediklerini görmelerini sağlayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasının teşviki de elbette önemli bir hizmet olmaktadır.</p>
<p>Ne var ki bu değerli eserleri tanıtmak yerine, insanlara şüphe veren, karmaşa yaratan, hiçbir faydası olmayan eserlerin savunuculuğunu yapanlar da vardır. Bu kişiler Müslümanların içinde bulundukları durumu, çektikleri eziyetleri düşünmelidirler. Dünyada süregelen zulüm ve kargaşalardan kurtulmanın tek yolunun Kuran ahlakının yaşanması ve anlatılması olduğunu da unutmamalıdırlar. Bilmelidirler ki, yazarın eserleri bu hizmette öncü rol üstlenmiştir ve bu eserler, Allah&#8217;ın izniyle, 21. yüzyılda dünya insanlarını Kuran&#8217;da tarif edilen huzur ve barışa, doğruluk ve adalete, güzellik ve mutluluğa taşımaya bir vesile olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/harun-yahya-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Osman Saba – Hakkinda</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/ziya-osman-saba-%e2%80%93-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/ziya-osman-saba-%e2%80%93-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 15:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Osman Saba Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Osman Saba Hayatı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Osman Saba Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[
Ziya Osman Saba, 1910 doğumlu, Cumhuriyet Dönemi’nin edebi topluluklarından biri olan, Yedi Meşaleciler’in en öne çıkan üyesi, şair, yazar, çevirmen.
30 Mart 1910 tarihinde, İstanbul Kanatlarımın Altında’da dünyaya gelen Saba, 1931 senesinde, şavaş yıllarında yatılı olarak okuduğu, Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu.
Lise arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı gibi, edebiyata lise yıllarında merak saran Saba’nın ilk şiirleri, Ocak 1927’de, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ziya_osman_saba1-148x150.jpg"><img class="alignleft" title="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ziya_osman_saba1-148x150.jpg" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ziya_osman_saba1-148x150.jpg" alt="" width="148" height="150" /></a></p>
<p>Ziya Osman Saba, 1910 doğumlu, Cumhuriyet Dönemi’nin edebi topluluklarından biri olan, Yedi Meşaleciler’in en öne çıkan üyesi, şair, yazar, çevirmen.</p>
<p>30 Mart 1910 tarihinde, İstanbul Kanatlarımın Altında’da dünyaya gelen Saba, 1931 senesinde, şavaş yıllarında yatılı olarak okuduğu, Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu.</p>
<p>Lise arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı gibi, edebiyata lise yıllarında merak saran Saba’nın ilk şiirleri, Ocak 1927’de, Servet-i Fünun Dergisi’nde yayınlandı.</p>
<p>Yeni bir edebi tarz oluşturarak ve Batı edebiyatını takip ederek, özgün şiirler üretmek adına, Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında bir araya gelen tek topluluk olan, Yedi Meşaleciler’e, 1928’de katılan Ziya Osman Saba’nın adı, bu topluluğu oluşturan, Sabri Esat Siyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk, Yaşar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi, Muammer Lütfi gibi birçok isim arasında en dikkat çekenidir.</p>
<p>Yedi Meşaleciler’in şiir anlayışını, sanat hayatının bitimine dek sürdüren tek şair olan Ziya Osman Saba, Meşale Dergisi kapanınca, bir süre Milliyet Gazetesi’nin edebiyat sayfasına ve İçtihat Dergisi’ne yazdı. Varlık Dergisi çıkmaya başlayınca, hikaye ve şiirlerini, 15 Temmuz 1933 tarihinde, çıkan ilk sayısından itibaren, sıklıkla Varlık’ta yayımladı.</p>
<p>1936 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan ünlü şair Saba, 1931 ile 1936 seneleri arasında, üniversitedeyken, Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde görev aldı. Mezuniyetinden sonra da, 1945’e kadar, Emlak Kredi Bankası’nda çalışan Ziya Osman Saba, Milli Eğitim Basımevi’nde, tashih bürosu şefliği görevini üstlendi.</p>
<p>Saba, 1950’de, kalp rahasızlığı sebebiyle, emekli olarak, Kadıköy’deki evinde, Varlık Yayınevi’nin yayın işleriyle meşgul olmaya başladı.</p>
<p>İçine kapanık bir şair ve bir İstanbul yazarı olarak, sanat hayatı boyunca, çevresindeki değişimin içinde hep incelikleri, güzellikleri arayan Ziya Osman Saba, bu özelliğini eserlerinde de sergiledi.</p>
<p>Şiirlerinde, çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, ev ve aile sevgisi, yoksulluk ve acıma duyguları, utanç, kadercilik, küçük mutluluklarla yetinme, ölüm korkusu ve öteki dünya merakı, iyilik düşüncesi, İstanbul sevgisi ve inanç gibi bireysel konuları işleyen Saba, gözlemci ve dışavurumcu, kendine özgü tarzıyla, çeşitli hikayeler de yazdı.</p>
<p>Şiirlerini, “Sebil ve Güvercinler”, “Geçen Zaman” ve “Nefes Almak” kitaplarında bir araya getiren, hikayelerini de, “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” ile “Değişen İstanbul” kitaplarında toplayan Saba, Goncourt Kardeşler’den roman çevirileri de yapmıştır.</p>
<p>Yazar Ziya Osman Saba, 29 Ocak 1957 tarihinde, İstanbul’daki evinde vefatının ardından, Eyüp mezarlığına gömüldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/ziya-osman-saba-%e2%80%93-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Paşa – Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/ziya-pasa-%e2%80%93-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/ziya-pasa-%e2%80%93-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 19:14:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Paşa – Biyografisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[
Tanzimat Edebiyatı’nın önemli şair ve düşünürlerinden olan Ziya Paşa, hayatının büyük bir bölümünü devlet için çalışarak geçirmiş, ülkenin siyasi olarak gelişmesi için çalışmalarda bulunmuş ve mücadele etmiştir.
Ziya Paşa, 1825 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl ismi Abdülhamid Ziyaeddin’dir. Babası Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’ydi. Ziya Paşa, İlk ve Orta öğreniminin bir bölümünü Süleymaniye’deki Edebiye Mektebi’nde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ziya-pasa1-150x150.jpg" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/ziya-pasa1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
<p>Tanzimat Edebiyatı’nın önemli şair ve düşünürlerinden olan Ziya Paşa, hayatının büyük bir bölümünü devlet için çalışarak geçirmiş, ülkenin siyasi olarak gelişmesi için çalışmalarda bulunmuş ve mücadele etmiştir.</p>
<p>Ziya Paşa, 1825 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl ismi Abdülhamid Ziyaeddin’dir. Babası Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurumlu Ferideddin Efendi’ydi. Ziya Paşa, İlk ve Orta öğreniminin bir bölümünü Süleymaniye’deki Edebiye Mektebi’nde yaptıktan sonra Bayezid Rüştiyesi’ne geçti ve bir yandan da özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Henüz 15 yaşında iken Aşık Garip, Aşık Kerem ve Aşık Ömer gibi halk şairlerinin eserlerini okumaya başladı. Şiir ile ilgisi okul çağlarında başladı. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştıktan sonra 1855 yılında Mustafa Reşit Paşa’nın aracılıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne getirildi. Bir yandan Fransızca öğrenmeye başladı.</p>
<p>Sultan Abdülmecit’in vefatından sonra Ali Paşa’nın sadrazamlığa atanması üzerine saraydaki işinden uzaklaştırldı. Bir süre Zaptiye Müsteşarlığı yaptı. 1861 yılında Kıbrıs mutasarrıfı oldu. Bir süre Atina’da büyükelçilik görevini yerine getirdi. Ardından Sultan Abdülaziz’in kendisini istanbul’a çağırması üzerine geri döndü. Abdülaziz tarafından Bosna’nın denetimi ile görevlendirildi. Ancak İstanbul’a dönmesinden kıa bir süre sonra Bab-ı Ali, Ziya Paşa’yı Amasya Musarrıflığı görevi ile İstanbul’dan uzaklaştırdı.</p>
<p>1865 yılında Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Sultan Abdülhamit yönetimine karşı geldiği için tekrar Kıbrıs Mutasarrıflığı’na atandı. Ancak aynı dönem Erzurum Vali Muavinli’ne atanan Namık Kemal ile birlikte Avrupa’ya kaçtı. Londra’da Namık Kemal ile birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan “Hürriyet” gazetesini çıkardılar. Namık Kemal’in ayrılmasından sonra gazetenin başına geçti.</p>
<p>1870 yılında Cenevre’ye gitti, ertesi yıl Ali Paşa’nın ölümünü öğrendi ve İstanbul’a döndü. 1872 ile 1876 yılları arasında Şura-yı Devlet ve Maarif Müsteşarlığı yaptı. Abdülhamit’in isteği üzerine Kanun-i Esasi’nin hazırlanması için oluşturulan kurulda yer aldı. 1876 yılında I. Meşrutiyet’in ilanı ile önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. 17 Mayıs 1880 tarihinde Adana’daki görevi devam ederken vefat etti.</p>
<p>Özellikle fikir bakımından J.J Rousseau’nun etkisinde kalan Ziya Paşa, buna rağmen Divan Edebiyatı’ndan kopmamıştır. Yazdığı “Harâbât” adlı antolojisi ile eski geleneği devam ettirmiştir. Şiirlerinde daha çok siyasi ve sosyal konulara ağırlık vermiştir. Bir süre beraber çalıştığı Namık Kemal ile geleneksel edebiyat alanında zaman zaman tartışmalara girmişti. Makale, şiir, antoloji ve edebiyat tarihi alanlarında eserler veren Ziya Paşa, nazım şekli ve dil olarak da eskiye bağlıydı. Nesirlerinde açık ve anlaşılır bir konuşma dili kullanmış olsa da şiirlerinde dili daha ağırdır.</p>
<p>Namık Kemal ve İbrahim Şinasi ile birlikte Türk Edebiyatı’nın temellerini atmış olan şair, kullandığı geleneksel usluba rağmen batılılaşma ve yenilikçi Tanzimat Edebiyatı’nın öncüleri arasında yer almaktadır. “Tercih-i Bend” ve “Terkib-i Bend” adlı şiirlerinde ilk kez inasan yazgısı ve metafizik konular üzerinde durmuştur. 1874-1875 yılları arasında Arap, Fars ve Türk şairlerin eserlerinden oluşan “Harâbât” adlı eserini hazırlamıştır.</p>
<p><strong>ESERLERİ: </strong></p>
<p>Zafernâme<br />
Harâbat, (3 cilt-1874)<br />
Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend<br />
Eş’âr-ı Ziya<br />
Endülüs Tarihi, (2 cilt)<br />
Rüya<br />
Veraset Mektupları<br />
Külliyat-ı Ziya Paşa<br />
Ziya Paşa’nın Şiirleri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/ziya-pasa-%e2%80%93-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zuhal Olcay – Biyografisi</title>
		<link>http://www.cetyeri.com/zuhal-olcay-%e2%80%93-biyografisi.html</link>
		<comments>http://www.cetyeri.com/zuhal-olcay-%e2%80%93-biyografisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 19:11:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Zuhal Olcay Biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[Zuhal Olcay Hayatı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Zuhal Olcay Kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cetyeri.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[
Türk oyuncu ve müzisyen. Sinema ve tiyatro oyunculuğundaki başarısının yanı sıra şarkıcılığıyla da oldukça popüler olmuştur. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok ödül almış, “Parmak Damgası”, “Gecenin Öteki Yüzü”, “Ateşten Günler”, “Baharın Bittiği Yer” gibi filmleriyle Türk sinemasında önemli bir yer edinmiştir.
10 Ağustos 1957’de İstanbul Kanatlarımın Altında’da dünyaya geldi. Berber olan babası Cevat İşanç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/zuhal_olcay_011.jpg"><img class="alignleft" title="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/zuhal_olcay_011.jpg" src="http://www.konusbe.com/wp-content/uploads/zuhal_olcay_011.jpg" alt="" width="352" height="555" /></a></p>
<p>Türk oyuncu ve müzisyen. Sinema ve tiyatro oyunculuğundaki başarısının yanı sıra şarkıcılığıyla da oldukça popüler olmuştur. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok ödül almış, “Parmak Damgası”, “Gecenin Öteki Yüzü”, “Ateşten Günler”, “Baharın Bittiği Yer” gibi filmleriyle Türk sinemasında önemli bir yer edinmiştir.</p>
<p>10 Ağustos 1957’de İstanbul Kanatlarımın Altında’da dünyaya geldi. Berber olan babası Cevat İşanç ve ev hanımı annesi Süheyla İşanç’ın tek çocuklarıydı. Çocukluğu aynı zamanda doğduğu yer de olan Üsküdar’da geçti. İlköğretimini Halil Rüştü İlkokulu’nda tamamladıktan sonra Üsküdar Kız Lisesi’ne kaydoldu. Zuhal Olcay, daha sonraları, kendisiyle yapılan bir röportajda, çocukluğu hakkında sorulan bir soruya; “Ailenin tek çocuğu olduğum için kardeşi olan yaşıtlarımı çok kıskanırdım. Tek olmak ailede tüm sevgileri kazanma adına avantajdır ama paylaşma olayı olmadığı için de dezavantajdır. Benim için sıkıntılı bir mutluluktu tek çocuk olmak. Bunun dışında orta halli ama sıcak bir aile içinde büyüdüm.” cevabını verecekti.</p>
<p>Olcay, sanatçı bir aileden geliyordu. Zira büyük teyzesi konservatuarda piyano öğretmeniydi. Diğer iki teyzesinden biri de devlet tiyatrosu sanatçısıydı. Kuzenleri ve eniştesi de konservatuar eğitimi gördükleri için, Olcay sanata kayıtsız kalmadı ve Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümüne kaydoldu.</p>
<p>1976 yılında, mezuniyetinin hemen ardından, sınıf arkadaşı Selçuk Yöntem’le evlendiğinde henüz 19 yaşındaydı Zuhal Olcay. 3 yıl süren evliliğinin boşanmayla sonuçlanmasından ardından, İzmirli işadamı Zafer Olcay’la tanıştı ve İzmir’e yerleşti. İzmir Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk yapmaya başlayan oyuncu, ikinci evliliğini Zafer Olcay’la yaptı. 1981 yılında kızı Ceren Olcay dünyaya geldi.</p>
<p>1983’ten itibaren çeşitli televizyon yapımlarında rol alan Olcay, ilk televizyon filmi Sönmüş Ocak için kamera önüne geçti. 1985 tarihli TV dizisi Parmak Damgası’yla adından bahsettirmeye başlayan oyuncu, tiyatroda da oyunculuk yapmaya devam ediyordu.</p>
<p>1986’da Martı adlı tiyatro oyunundaki performansıyla, Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’ne layık görülen sanatçı, 1988 yılında İrma karakterini canlandırdığı “Balkon” adlı oyundaki başarısıyla da Ankara Sanat Ödülü’nün sahibi oldu. Olcay’ın tiyatro kariyerindeki bu önemli yükseliş, ününü pekiştirdi. Ancak yetenek alanı oyunculukla sınırlı olmayan Zuhal Olcay, 1989 yılında Evita Müzikali’nde Eva Peron’u canlandırdığında, şarkıcılığıyla dikkatleri üzerine çekti. Olcay’ın müzikal yolculuğunu başlatan Evita müzikalinin ardından, “Dünden Sonra, Yarından Önce” filmi geldi. Film, Olcay’ın seslendirdiği aynı adlı şarkıyla büyük ilgi topladı.</p>
<p>1987 yılında Zafer Olcay’dan boşandı.</p>
<p>1989’da “Sahte Cennete Veda” filmindeki rolü, başarısını ülke sınırları dışına taşıdı ve sanatçıya Almanya’da yapılan, Altın Film Şeridi festivalinde “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü kazandırdı.</p>
<p>1990 yılında, oyuncu Haluk Bilginer ile birlikte Tiyatro Stüdyosu’nun kurucuları arasında yer aldı ve Aldatma, Kankardeşler, Histeri, Balkon gibi oyunlarda başrol üstlendi. Aynı yıl ilk albümü “Küçük Bir Öykü” yayınlandı.</p>
<p>Olcay, 1992’de, Haluk Bilginer’le Londra’da yapılan törenle dünya evine girdi. Aynı yıl Hollywood yapımı olan “indiana-jones” filminde eşiyle birlikte rol alan Olcay, Halide Edip karakterini canlandırdı.</p>
<p>Siyasetle de yakından ilgilenen Zuhal Olcay’a, Bakırköy Belediye Başkanı Adaylığı teklif edildi.</p>
<p>Sanatçı 1993’te, “İki Çift Laf” albümünü, 1996’da “Oyucu” albümlerini yayınladı.</p>
<p>1997 yılı Zuhal Olcay’a yeni bir ödül daha getirecekti. “80. Adım” filminde canlandırdığı Lerzan karakteriyle, sinema yazarları ve eleştirmenlerince “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.</p>
<p>Vedat Sakman ve Bülent Ortaçgil gibi önemli müzisyenlerle çalışan Zuhal Olcay, 1998’de “İhanet” isimli bir albüm daha çıkardı.</p>
<p>1996’da, Tiyatro Stüdyosu’nun yanmasından 3 yıl sonra, 1999’da, Haluk Bilginer ile birlikte Oyun Atölyesi’ni kurdu. Olcay, Oyun Atölyesi’nde sahnelenen “Dolu Düşün Boş Konuş” adlı oyundaki rolüyle Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde, “Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu” ödülünün sahibi oldu.</p>
<p>Zuhal Olcay’ın Haluk Bilginer ile olan evliliği 2004 yılında sona erdi.</p>
<p>İki bölümden oluşan ve “Başucu Şarkıları” adını verdiği albümlerden, ilkini 2001’de, ikincisini ise 2005’te yayınladıktan sonra, Cengiz Onural’la birlikte çalıştığı “Hiçbir Yerde” müzik marketlerde yerini almıştır.</p>
<p><strong>Aldığı Ödüller</strong></p>
<p>• 2. Ankara Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Dünden Sonra Yarından Önce)</p>
<p>• 21. Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (İhtiras Fırtınası)</p>
<p>• 22. Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Amansız Yol)</p>
<p>• 3. Ankara Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Medcezir Manzaraları)</p>
<p>• 1989 Altın Film Şeridi – Almanya En İyi Kadın Oyuncu (Sahte Cennete Veda)</p>
<p>• 6. Ankara Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Bir Sonbahar Hikayesi)</p>
<p>• 21. İstanbul Uluslararası Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Hiçbir Yerde)</p>
<p>• 6. Gökçeada Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Hiçbir Yerde)</p>
<p>• 1997 SİYAD Sinema Yazarları Derneği En İyi Kadın Oyuncu (80. Adım)</p>
<p>• 8. Adana Altın Koza Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Bir Sonbahar Hikayesi)</p>
<p>• 10. Uluslararası İskenderiye Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (Bir Sonbahar Hikayesi)</p>
<p>• 7. Adana Altın Koza Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu (İki Kadın)</p>
<p>• 1993 ÇASOD (Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği) En İyi Kadın Oyuncu (İki Kadın)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cetyeri.com/zuhal-olcay-%e2%80%93-biyografisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
